15 TEMMUZ’UN SOSYOLOJİK ARKA PLANI VE CEVAPLANAMAYAN SORULARI

14045767_1220821054616257_981287257202698787_n.jpg

Gittikçe demokrasi dışına taşan rejim ve oligarşik yönetimler, iktidarları süresince, belli bir zamandan sonra “MİTLER VE EFSANELER” üretmek durumundadır. Bu yapılmalıdır yoksa iktidarlar uzun yıllar devam edemez.
Kendimizi kandırmayalım. İktidarlar, rejimler ve devletler “zor gücü” ile devam eder. “Türk Devrimini” ( Cumhuriyeti ) korumak ve devam ettirmek için ya da tam tersi onu temelden tamamen değiştirmek, yıkmak için de “zor gücü” gerekmektedir. Bir devletin rejimi ve bölünmez bütünlüğünün korunması ya da tam tersi temelden tamamen değişmesi için belli bir süre sonra demokratik seçimler v.s. kifayetsiz kalır. Zaten belli bir süre sonra sistemi temelden değiştirmek isteyenler artık doygunluğa ulaşıp dayanamayıp ölümü bile göze alıp harekete geçeceklerdir. ( Örnek : 15 Temmuz hadisesi ) Ancak bellidir ki bu örnek ilk ve son hadise olmayacaktır.

Yalnız bu anlatım birilerini suçlamak ve ima etmek için değil, bu sosyolojik bir tespittir. Bu mitler, efsaneler, üretilmelidir ki, o kurgular etrafında ki kitlelerin heyecanı uzun yıllar taze bir şekilde bilinç altlarına işlensin. Böylece belli bir zamandan sonra bayatlayan, çürümeye yüz tutan iktidarlar, büyük trajik olayları da yelkenlerine aldıkları rüzgârla birlikte gemilerini yüzdürmeye devam eder ( ne kadar devam eder, tabi ki bilinmez )

Siyasal islamcılar için “Din sosuna bulanmış siyasi mitler ve bu mitlerin etrafından doğacak efsaneler gereklidir”. Şimdi olan, biten yapılmaya çalışılan budur. Verilen mesaj : “Siz, 2013 te köprüye çıktınız, tepindiniz ama bak biz tankların altına yatıp darbeyi önledik. Ülkeyi kurtardık, biz kahramanız” denilmek istenmektedir. Ne ilginçtir ki bizim kefenliler, daha tanklar ortaya çıkar çıkmaz neredeyse eş zamanlı pıtrak gibi ortaya çıkıvermişlerdir.

2 FOTOGRAF / 2 SOSYOLOJİK TESPİTasker-kalkisma-kopru3_Fotor_Collage_FotorYıl 2013 Haziran Gezi olayları. Bunalan insanların tüm kesimleri ile beraber başlattığı tepki gösterilerinden bir kesit. Köprü de ölen yok, yaralı yok, kavga yok, kargaşa yok.. ( Ama bu insanlar o günlerde; Amerikalı şeytan imamı + mevcut iktidar tarafından : Terörist, Komünist, Anarşist, Sapık, Cami de içki içen, tecavüzcü , deri eldivenli mazoşist, işemeci, sıçmacı, isyancı, seks düşkünleri artık aklınıza ne gelirse ilan edildiler…

Yıl 2016 / 15 Temmuz : Köprüye helikopterle ateş açan gözü dönmüş fetö’cü teröristler olmakla beraber, karşı tarafın paramiliter taraftarları, hiç bir şeyden habersiz er rütbesinde ki askerlerin tekbir eşliğinde “LİNÇ” edilme görüntülerinden sadece bir kesit. Dikkat ederseniz, o günleri şöyle bir hatırlayacak olursanız; askerleri kayışla döven, linç edenlerin basına sızan tiplerine bakarsanız, bunların Türkiye dışından Suriye’den ve başka bir takım ülkelerden gelen mülteci teröristler olduğunu anlarsınız. Lamı, cimi yok; hiç bir şeyden habersiz zavallı erler, nereden geldiği belirsiz, kara suratlı, çirkin, genetiği bozuk insan azmanı teröristlere “LİNÇ ETTİRİLMİŞTİR”.. 

37198255_663781767290171_358729472586809344_n (1)

Bu konuda bir şeyi eklemeyi unuttum: 

Sayın Binali Yıldırım, “beğenmediğiniz proje hangisiydi sorusuna” ; Gevrek gevrek gülerek ; “15 Temmuz” cevabını vermişti. O gün yakınlarını yitirenler bu konuda ne düşünüyor. Gerçekten çok merak ediyorum.. 

15 Temmuz’un yanıtsız soruları

Kanlı darbe girişimi günü yaşanan pek çok şey üzerindeki sır perdesi hâlâ aralanabilmiş değil. 15 Temmuz’un gerçekleri ancak bu sorular tam olarak yanıt bulduğunda gün yüzüne çıkacak.

Cemaat 7 Şubat 2012 MİT ve 17/25 Aralık 2013 soruşturmalarında AKP ve Erdoğan’a yönelik niyetini açık ettiği halde 248 kişinin yaşamını yitirmesine yol açan darbe girişiminin neden önlen(e)mediği en meşru sorudur.

15 Temmuz gecesi darbecilere karşı direnirken öldürülenler adına herkesin hakikati öğrenme hakkı var. O halde darbe girişimine ilişkin cevapları hâlâ karanlıkta olan bazı sorular soralım…

Yapılan ihbara karşın neden önlenemedi?

* İhbarcı Binbaşı H.A, 15 Temmuz günü saat 14.45’te MİT’e gelerek teşkilata baskın yapılacağını söylemesine rağmen darbe neden engellenemedi?

Darbe olacağının istihbaratını yapamayan MİT, kalkışmanın yaşandığı gün, saatler öncesinde bazı hazırlıklar yapıldığını kendilerine yapılan bir ihbarla öğrendi. Aslında Binbaşı H.A’nın ihbar ettiği konu, MİT’e müsteşar Hakan Fidan’ı hedef alan bir baskın yapılacağıydı. İhbar üzerine Genelkurmay Karargâhı’na giden Müsteşar Fidan, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve üst düzey komutanlarla bir toplantı yapıp bazı önlemler alınmasını sağladı. Medyaya darbeyi engellemeye yönelik önlemler olarak yansısa da bir işe yaramadığı aynı gün birkaç saat sonra anlaşıldı.

Eğer özellikle böyle düşünmemiz istenmiyorsa, ne MİT ne de askeri yetkililer darbe olacağını anlamamışlardı? Haliyle Genelkurmay Karargâhı’nda yapılan toplantıda alınan önlemlerin darbeyi değil, sadece MİT’e yapılacağı söylenen baskını önlemeye yönelik olduğu söylenebilir. Ancak Akar ifadesinde, MİT’in istihbaratı üzerine özellikle Kara Havacılık Okulu’nda yapılan araştırmada “gelen bilginin daha büyük bir planın parçası olabileceğini mütalaa ettiklerini” söylemişti.

“Daha büyük bir planın parçası olabilecek” tehlikeye karşı askeri birlikler hazır tutulmadı. Orgeneral Akar’ın, haber vermek için süresi de varken hava ve deniz kuvvetleri ile ordu komutanlarını neden bilgilendirmediği izaha muhtaç değil mi?

Hakan Fidan programını niye bozmadı?

* Hakan Fidan Genelkurmay Başkanlığı’ndan ayrıldıktan sonra ne yaptı?

Hakan Fidan, Genekurmay Karargâhı’ndaki toplantıdan 20.31’de ayrıldıktan sonra rutin programını bozmadı. Fidan, Ankara Çankaya’da, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez ve Suriyeli muhalif liderlerden Muaz el- Hatib ile yemeğe gitti. Kendisinin hedefte olduğu bir baskının ihbarı da yapılmış olmasına rağmen Fidan’ın yemeğe gitmesi nasıl açıklanabilir?

Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın niye haberi yok?

* MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’ı neden bilgilendirmedi?

MİT’e yönelik bir baskın yapılmak istendiği sıradan bir olay değil; daha büyük bir planın parçası olmasına rağmen doğru anlaşılamamıştı. En azından böyle düşünülmesi isteniyor da olabilir. Darbe günü ve gecesi Hakan Fidan ne bağlı bulunduğu Başbakan Binali Yıldırım’a ne de kendisini “sır küpüm” diye tanımlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a konuyla ilgili bilgilendirme yapmadı. Darbe kalkışmasının başladığı 21.30’dan sonra, hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem de Başbakan Yıldırım gece yarısına kadar MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a ulaşamadığını da açıklamışlardı. Fidan’ın neden telefonlara çıkmadığı ya da ulaşılamadığı ise hâlâ gizemini koruyor.

Erdoğan ne zaman öğrendi?

[Haber görseli]* Erdoğan, darbe girişimini ne zaman öğrendiğine dair neden 5 farklı açıklama yaptı?

Darbe girişiminin ilk hedefi olan Cumhurbaşkanı Erdoğan, kalkışmayı ne zaman öğrendiğine dair farklı tarihlerde yaptığı açıklamalarda tam beş kez değişik saatler verdi. Her açıklamasıyla birlikte kuşkular da arttı. Kalkışma sürerken Marmaris’ten geldiği Atatürk Havaalanı’nda 16 Temmuz 2016 saat 04.22’de yaptığı açıklamada Erdoğan, “Öğleden sonra bir hareketlilik ne yazık ki silahlı kuvvetlerimizin içinde mevcuttu” dedi.

İlk çelişkili saat ise 18 Temmuz 2016’da CNN International kanalında katıldığı televizyon yayınında ortaya çıktı. Erdoğan, “O gece saat 20.00 civarında bir haber aldım, bazı bölgelerde gelişmeler olduğunu öğrendim. Biz de harekete geçmeye karar verdik” dedi. 20 Temmuz 2016’da El Cezire televizyonunun yayınına katılan Erdoğan, bu kez de TSK içindeki hareketliliği “eniştesinden” öğrendiğini söyledi.

21 Temmuz 2016’da Reuters’a yaptığı açıklamada ise bambaşka bir ifade kullanan Erdoğan, Saat 16.00-16.30 civarı kendisini arayan eniştesinin, Beylerbeyi civarında hareketlilik olduğunu, köprüye girişlerin engellendiğini söylediğini aktardı. En son 30 Temmuz’da ATV-A Haber Ortak yayınında konuşan Erdoğan, “O gün 21.15 civarında falan bir şeyin başladığını duyuyoruz. 21.30’da eniştem beni aradı” dedi. Bu saatlerden hangisi doğru?

Öztürk’e niye sahip çıktılar?

[Haber görseli]* Genelkurmay Başkanı Akar ve Hava Kuvvetleri Komutanı Ünal, neden darbe şüphelisi olduğu öne sürülen Akın Öztürk’e sahip çıkan bir açıklama yaptılar?

İlk günden itibaren darbenin 1 numaralı şüphelisi ilan edilen, eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk’ün Muharip Hava Kuvvet ve Hava Füze Savunma Komutanı Korgeneral Mehmet Şanver’in kızının düğününe nikâh şahidi olduğu halde gitmeyip darbe gecesi Akıncılar Üssü’nde bulunması şüpheli bulunmuştu. Darbeci mi yoksa arabulucu mu olduğu anlaşılamayan Öztürk, kendi ifadesine göre darbe günü torununu görmek için Akıncı Üssü’ndeki lojmanlarda bulunuyordu. Öztürk işkence görmesine rağmen verdiği ifadede suçlamaları reddederken, Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal’ın telefonu üzerine haberdar olduğunu söylediği darbe kalkışmasını önlemeye çalıştığını anlattı.

Darbe kalkışması ile ilgili 21 Temmuz’da Genelkurmay’dan yapılan açıklamada da Öztürk’ün savunmalarını destekleyen ifadeler yer aldı. Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklamasında, “Hava Kuvvetleri Komutanı, Ankara’da Akıncı Üssü lojmanları bölgesinde bulunan Orgeneral Öztürk’ü arayarak kendisine Akıncı’dan kalkan uçakların yasa dışı olduğunu, ivedilikle Akıncı’ya giderek oradaki kalkışmada bulunanları ikna etmesini istemiştir” denildi. Ancak Hulusi Akar’ın ifadelerinde bu yer almadı.

Ayrıca Mehmet Dişli de, Akıncılar’a beraber geldiği Akar’ın isteği üzerine Öztürk’ü aradığını, bunun üzerine Öztürk’ün sivil kıyafetlerle üsse geldiğini söyledi. Dişli’nin bu iddiası da Akar tarafından doğrulanmadı. Savcılık ve hükümete göre “darbeci” olduğu düşünülen Akın Öztürk’e Genelkurmay neden sahip çıktı? Akın Öztürk, iddia edildiği gibi masumsa neden tutuklu?

Cemaatçiler yalnız mıydı?

* 15 Temmuz darbe girişimine sadece Cemaat mensubu olduğu öne sürülen askerler mi katıldı? Bir darbeciler ittifakı var mıydı?

TSK’nin siyasal bir bütünlük taşımadığı, hayli etkin olmakla birlikte Cemaat’in tek başına darbe yapabilecek gücü olmadığı da ortaya çıktı. Darbe girişimiyle ilgili şu ana dek gözaltına alınan/tutuklanan binlerce kişi FETÖ üyesi olmakla suçlandı. Tutuklananlar ve tutukluluğa gerekçe yapılan darbe planı belgeleri ve görevlendirme listelerinde Cemaatçi olmayanların da bulunması Fethullahçıların darbe kalkışmasında yalnız olmadığını gösteren emareler. Darbenin başarılı olamamasının en önemli nedeni gibi duran iddia, darbe ittifakının dağılmasına yönelik tez. İttifakın dağıldığı TSK içinden peş peşe gelen “Emir komuta zinciri içinde olmayan bir kalkışma” açıklamalarından ortaya çıktı. Zaten bu açıklamayı yapan ve kimisi Cemaatçi olmayan bazı rütbeliler darbe girişimi suçlamalarıyla tutuklandı. Tüm bunlar hem Cemaat’in darbe kalkışmasında yalnız olmadığını hem de ortada bir darbeciler ittifakının bulunduğuna dair tezleri güçlendiriyor.

Cemaatçi olmayan askerlerin siyasal aidiyetleri, hangi saiklerle bu kalkışmaya katıldıkları, destekçisi sivil uzantıları kimlerdir? Daha da önemlisi eğer var idiyse darbeciler koalisyonu neden ve nasıl dağıldı? Hükümetin gündüz saatlerinde darbe kalkışmasından haberdar olmasından sonraki süreçte yürütülen birtakım pazarlıklar sayesinden koalisyonun parçalanması sağlanmış olabilir mi?

Hulusi Akar için neden ‘ortada’ denildi?

* Genelkurmay’da Hulusi Akar için “ortada” denilmesinin anlamı nedir?

Hulusi Akar’ın başyaveri Levent Türkkan ifadesinde Tümgeneral Mehmet Dişli’nin darbe konusunda ikna amacıyla girdiği Hulusi Akar’ın odasından çıktıktan sonra kendilerine “Ortada, girin” dediğini aktardı. Kendisine darbe bildirisi imzalatılmak istendiğini ancak reddettiğini savunan Akar için “ortada” denilmesi emir komuta zinciri içindeyken vazgeçilen bir darbe kalkışması iddialarını güçlendirmiyor mu? Hangisi doğru?

[Haber görseli]

Akar ve Dişli niye aynı helikopterde?

* Cuntacı olduğu öne sürülen Mehmet Dişli, Akar’la birlikte neden helikopterdeydi?

Operasyonla kurtarıldığı açıklanan Akar’ın, başarısız olduklarını anlayan darbecilerin Akıncılar’da bulunan bir helikopteri vermesiyle kendiliğinden Çankaya Köşkü’ne gittiği anlaşıldı. Garip olan ise, cuntacılar arasında olduğu öne sürülen Mehmet Dişli’nin de, Akar’la birlikte helikopterden inmesiydi. Akar, Dişli’nin “ateş edilmesin diye” helikoptere bindiğini kaydetti. İfadeye göre Dişli, helikopterdeyken bazı yerleri de aramıştı. Darbeye katılsın diye Akar’ı ikna etmeye çalışan Dişli, neye ve kime güvenerek o helikoptere bindi?

Genelkurmay Karargâhı’nda neler yaşandı?

* 15 Temmuz gecesi, Genelkurmay’da çekilen güvenlik kamerası görüntülerinin tamamı niye yayımlanmıyor?

Genelkurmay’da neler yaşandığına ilişkin şu ana kadarki tek veri şüpheliler ve rehin alınan bazı komutanların ifadeleri. Bir de karargahtaki güvenlik kamerası görüntülerinin ifadeleri destekleyen kısımları video ve fotoğraf halinde montajlanarak medyaya servis edildi. Başka bir deyişle olayın tamamını anlamaya yönelik değil, yerleştirilmek istenen algıyı kuvvetlendirecek görüntüler seçilerek servis edilmiş durumda. Güvenlik kamerası görüntülerinin tamamının yayımlanması soru işaretlerini gidereceği bilindiği halde bu yapılmıyor. Aynı şekilde Akıncı Üssü’ndeki güvenlik kameralarının ham kayıtları da yayınlanmış değil. Neden?

 16 TEMMUZ SAAT 03.25 / İSTANBUL

Suikast timlerinin Marmaris’te kendisini aradığı dakikalarda Erdoğan da, uçağının 7 dakika önce iniş yaptığı Atatürk Havaalimanı’nda basın ordusunun karşısına çıkmıştı. Kalkışmanın failinin Gülen Cemaati olduğunu sıklıkla belirttiği konuşmasında Erdoğan iki önemli şey söylemişti. Kalkışma hazırlıklarının saatler öncesinden tespit edildiği anlamına gelen “Bugün bildiğiniz gibi öğleden sonra bir hareketlilik ne yazık ki silahlı kuvvetlerimizin içinde mevcuttu” cümlesini belki de ağzından kaçırmıştı. Erdoğan’ın ağzından kaçanlar bununla da sınırlı kalmamış ve eklemişti: “Bu hareket, Allah’ın bize büyük bir lütfudur.”

KUBİLAY DEVRİM

SUÇ – GENETİK BİLİMİ VE NÜFUS SORUNU

Değerli okurlar,

Dikkat ederseniz, özellikle son zamanlarda oldukça sık bir şekilde hayvanlara akıl almaz işkence, eziyet, kadın cinayetleri ve maalesef çocuklara taciz, tecavüz haberlerini almakta ve bu haberler kamuoyu vicdanını derinden yaralamaktadır. Dalga dalga yayılan bu haberleri alan insanların morali bozulmakta, içinde bulunduğu topluma ve çevresine karşı güveni sarsılmaktadır.

Olayların çok sık meydana gelmesi sonucu  tv kanallarında bazı sosyolog, psikolog, hukukçu gibi çeşitli konularda bilim adamlarının yorumlar yaptığı, kamuoyunda ve sosyal medyada bir “idam” çığırtkanlığı yapıldığı görülmektedir. Ancak şu ana kadar ne tv kanallarında yorum yapanların, ne de sosyal medyada bu konuyla ilgili yazıp, çizenlerin işin “GENETİK VE KALITIMSAL” yönü ile ilgilendiklerini görmedik, duymadık. Oysa ki “GEN BİLİMİ” bize bu konuda bir şeyler söylüyor.  Hal böyleyken bu konularla ilgili kısır tartışmalar sadece iki yönde yoğunlaşmakta;

  1. EĞİTİM
  2. İDAM YADA BAŞKA CEZAİ MÜEYYİDELER..

Peki, sadece eğitim sistemini düzeltmekle ve idamla bu sorunlar çözülecek mi ?  Kaldı ki eğitim sistemini mahvetmiş, rasyonel aklı rafa kaldırmış, seküler ve lâik eğitim düşmanı, yeterli puanı alamayan çocukları bir şekilde imam hatip’e yönlendiren bir iktidarın eğitim sisteminden bahsediyoruz ve bu eğitim sistemiyle bu sorunlar zaten çözülemeyecek. Ancak bizim iddiamız bu konuda eğitimsizliğin tek başına bir neden olmadığını, belki bundan daha önemli olan “GENETİK VE KALITIMSAL” sorunlar olduğunu söylememizdir. BU KONUNUN GENETİK VE KALITIMSAL YÖNÜ, TV’LERDE VE HATTA DAHA SERBEST BİR ORTAM OLAN SOSYAL MEDYADA BİLE TARTIŞILMIYOR. NEDEN, NİÇİN KORKUYORSUNUZ ? BİLİMDEN KORKULUR MU ? ORTADA GERÇEK, İSPATLANMIŞ, İSTATİKSEL DÖKÜLMÜŞ BİLGİ VARSA BUNUN NEYİNDEN ÇEKİNİYORSUNUZ ? AĞIR SUÇ İŞLEYEN TECAVÜZCÜLERİN, UYUŞTURUCU KAÇAKÇILARININ, HIRSIZLARIN BU NİTELİKLERİNİ ANA-BABA’DAN VE DAHA ESKİ SOY KUŞAKLARDAN KALITIMSAL OLARAK BU NİTELİKLERİ TAŞIYABİLECEĞİNİ NEDEN, NİÇİN KABUL ETMİYORSUNUZ ?

Arkadaşlar, “BİLİM”; deney ve gözlemlerle kanıtlanmış, ispat edilmiş müspet, rasyonel bilgidir.  BİLİMSEL BİR BİLGİ tartışılmaz. Soyut olan din ya da diğer ideolojiler gibi üzerinde mugalata ve tartışma yapamazsınız. Yaparsanız komik duruma düşersiniz. Niye ? çünkü ortada ispatlanmış bir bilgi var,  veriler var, istatistik bilgileri var. Elinizde böyle bir bilgi varsa bunun neyi tartışılacak ? Bunları neden anlatıyorum ? Bu gün, son işlenen korkunç çocuk tecavüz ve cinayetlerin ( Eylül ve Leyla ) neticesinde, bu cinayetlerin kökünde eğitimsizlik olmakla beraber, bundan daha fazla, bunun “GENETİKSEL KALITIM / SOY” ile alakalı olduğunu kısaca anlatmaya çalışırken birileri tarafından “IRKÇI” lıkla suçlandım.  Maalesef bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olanlar her yerde kendini gösteriyor. Bu ve bunun gibi insanlarla tartışmak yerine bu makaleyi hazırladım. Şimdi GENETİK BİLİMİ NEDİR ? ilk önce bunu anlayalım..

Genetik Bilimi:

Genetik ya da kalıtım bilimi, biyolojide canlılardaki çeşitlilik ve kalıtımı inceler. Genetik; ana-babalarla oğul döller arasındaki benzerlikler ve ayrılıkları bir ya da daha fazla sayıda döller boyunca inceleyen biyoloji dalı; kalıtım bilimidir.
Bu benzerlik ve ayrılıkların ortaya çıkmasında rol oynayan başlıca iki etmen vardır:
1-Kalıtım: Ana-babanın üreme hücreleri yoluyla bireye ilettikleri kimyasal emirlerdir. Örneğin bir türün temel gelişme tasarımı ana ve babanın kalıtım yoluyla alınır.
2-Çevre: Bireylerin yaşadıkları, çevre genellikle çok karmaşık olup bireyi tüm yaşamı boyunca etkileyen tüm maddeleri, güçleri ve öteki organizmaları kapsar.
Genetikçiler ana-babalarla oğul döller arasındaki benzerlik ve ayrımlara yol açan tüm bu etmenlerle ilgilenip, bu benzerlik ve ayrımların nasıl ortaya çıktığını ve kalıtsal özelliklerin biçimlenmesinde çevrenin etkisini bulmaya çalışmaktadırlar.
Waston ve Crick’in DNA’nın yapısına aydınlatmaları, daha sonra da DNA ile RNA’nın sentez ve çalışmalarının iyice anlaşabilmesi genetik yasalarının tümüyle oluşmasını sağladı.
Genetik bilimindeki bu ilerlemeler insan sağlığı ve günlük yaşamında önemli olanaklar yarattı. Örneğin artan insan nüfusuna karşı tarım ve hayvancılık alanında fazla ürün elde etme çalışmalarında tümüyle genetik yöntemler kullanılmaya çalışılmaktadır. Bunlar içinde mutasyon (kalıtsal değişmeler) ve melezleme çalışmaları başta gelir.
Son yıllarda genetik biliminin vardığı aşama gen mühendisliği olup bununla bir canlıya istenen gen takılabilmekte ve o genin yeni canlının yapısında çalışabilmesi sağlanmaktadır.

GENETİK BİLİMİNİN ÇALIŞMA ALANLARINI KISACA SAYARSAK:

– DNA ve kromozom incelemesinde,
– Gıda ve Tarımla ilgili kamu kuruluşlarında,
– Adli tıp laboratuvarında,
– İlaç fabrikalarında kalite kontrol,
– Kozmetik ürünlerin üretildiği fabrikalarda,
– Sağlık hizmeti veren hastane ve tıp enstitüsü ….
Genetik bilimin 1997’de vardığı en büyük aşama, klonlama (kopyalama) oldu. Geliştirilen yeni bir yöntemle önce İskoçya’da koyun, sonra ABD’de maymun kendi hücrelerinden kopyalandı. Genetikte büyük bir devrim niteliği taşıyan bu aşama, tıbbın geleceği konusunda büyük tartışmalar yarattı.

KALITIM TEMEL KAVRAMLAR

GENOTİP

Canlının karakterlerinin oluşmasını sağlayan genler toplamıdır
(Genlerin sembolle ifadesidir.).
FENOTİP

Genotipin dışa yansımasıdır.
GEN

Bir proteinin sentezinden sorumlu olan DNA parçasıdır.

FENOTİPİN BELİRLENMESİ

1. Sadece genotip belirleyebilir. Kan grubu, göz rengi, saç şekli, cinsiyet.
2. Genotip + çevre belirleyebilir. Bu durumda 3 farklı durum göze çarpar.
MODİFİKASYON

Çevrenin etkisiyle, genotip veya genler değişmeden, sadece genin işleyişinin değişmesiyle fenotipinin belirlenmesidir.
• Kalıtsal değildir.
ÖRNEKLER
• Kırmızı çiçekli primula 30 °C de beyaz çiçek açar. Bu beyaz çiçeklerden bir çelik alınıp 15 °C de yetiştirilirse yeni gelişen bitki kırmızı çiçek açar.
• ilkbaharda taşların altında beyaz filizler görülür. Bunlar ışık görünce yeşerir. Klorofil sentezi için ışık gereklidir.
• Arılarda zigotlardan gelişen yavruların farklı şekillerde beslenmesi sonucu kısır ve verimli bireyler oluşur. Yavrular arı sütü ile beslenirse kraliçe arı, çiçek tozuyla beslenirse işçi arı (kısır) olur.
MUTASYON

Çevresel etkenler kromozom veya genlerin yapısını değiştirir. Oluşan durum kalıtsaldır.
ÖRNEK
İnsanda normal sayıda kromozom taşıyan erkek ve dişi bireylerden 47 kromozomlu mongol bireylerin oluşması.
ADAPTASYON

• Canlının sahip olduğu (genleri sayesinde) karakterlerle ortama uyum sağlamadır.
• Çevre ne geni ne de genin işleyişini değiştirir, var olan genlerle uyum yapmaktır.
• Adaptasyonlar kalıtsaldır.
ÖRNEK
• Devenin hörgüçlerinde su depolaması
• Su bitkilerinde stoma ve kutikula olmaması
• Kaktüste su depo eden parankimanın bulunması
ALLEL GEN

Aynı karakterleri kontrol eden genelde 2 adet olan genlerdir. Homolog kromozomlar üzerinde karşılıklı olarak “lokus” denen yerlerde bulunurlar.

Bireyin tüm hücrelerinde homolog kromozom çifti bulunduğundan, bu hücrelerde 2 adet allel gen bulunur. Üreme hücresinde kromozomlar tekli olduğu için, bu hücrelerde 1 allel bulunur. Zigotta (2n) homolog kromozom çifti tekrar kurulur.
BASKIN (DOMİNANT) GEN

Etkisi her zaman ortaya çıkan gendir. Büyük harfle gösterilir.
ÇEKİNİK (RESESİF) GEN

Etkisi, baskın gen olmadığı zaman ortaya çıkar. Küçük harfle gösterilir.

Homozigot (Saf = Arı) Birey

Etkisi aynı olan allel genleri taşıyan canlıdır (AA, aa).
Heterozigot (Melez = Hibrid) Birey

Etkisi farklı olan allel genleri taşıyan canlıdır (Aa).

S O N U Ç

Sonuç itibariyle 2 konu ortaya çıkıyor..

  1. Gen faktörü: Birey ana-baba’dan ve daha eski kuşaklardan sadece “fiziksel” nitelikleri değil “huy ve karakterleri” de alır.
  2. Çevre faktörü : Gen faktöründen sonra en önemli unsurdur. İşte burada “eğitim” dediğimiz konuda bunun içindedir. Kişi iyi ve doğru bir eğitim sonucu, + içinde bulunduğu ortama göre çevresi ile uyumlu ve sağlıklı bir ilişki kurabilirse içinde bulunduğu topluma faydalı olabilir. Ancak ne tür bir eğitim verilirse verilsin, 1.madde ki “gen faktöründen” dolayı geninde ( soyunda ) olumsuz bir şey varsa, hep bir miktar o olumsuz şeyin potansiyelini bir miktar taşıyacaktır. Bu kaçınılmazdır. Ortama ve aldığı eğitime göre temelinde ki o bozukluk içinde ya saklı kalır ya da ortaya çıkma potansiyeli gösterir..BUNU BİLİM SÖYLÜYOR, BİZ DEĞİL..

 

ŞİMDİ BURASI YAZIMIZIN EN ÖNEMLİ YERİ : AŞAĞIDA ÇEŞİTLİ SUÇLARI İŞLEMİŞ İNSANLARIN FOTOĞRAFLARI YER ALMAKTADIR ( TECAVÜZLÜ CİNAYET, UYUŞTURUCU KAÇAKCILARI, TOPLU KATLİAM YAPAN TERÖRİSTLER V.S. )

AZERBAYCAN’DA ( KARABAĞ, HOCALIDA ) TOPLU KATLİAM, TECAVÜZ, ÇOCUKLARIN DERİSİNİ YÜZME VE DİRİ DİRİ İNSAN YAKMA SUÇLARINI İŞLEYEN ASALA TERÖR ÖRGÜTÜ MENSUPLARINDAN “SADECE BAZILARI”…( YIĞINLA BELGE, BİLGİ VE DÖKÜMAN ÇOĞALTILABİLİR…)

12924554_1125280304170333_8658185600314111690_n

 

ÇEŞİTLİ SİYASAL İSLAMCI VE BÖLÜCÜ TERÖRİSTLER (ÜSTTEN Kİ İLK ÜÇÜ; IRAK’IN VE SURİYE’NİN KUZEY TARAFLARINDA BULUNAN MEŞHUR KAFA KESİCİ “İŞİD” TERÖRİSTLERİ. AŞAĞIDA Kİ DİĞER İKİSİ ; IRAK’IN KUZEYİNDE ETKİSİZ HALE GETİRİLEN BÖLÜCÜ TERÖRİSTLERDİR. 

NOT: FOTOGRAFLAR DA EN UFAK BİR PHOTOSHOP OYNAMASI YOKTUR..

12112320_1025697927461905_8172582804585838370_n

 

SON GÜNCEL ÇOCUK, KADIN V.S. TECAVÜZ+CİNAYET İŞLEYENLERDEN ÖRNEK

728xauto_Fotor_Collage.jpg

 

UYUŞTURUCU SATICILARI

ekran-resmi-2015-09-09-102853_Fotor_Collage.jpg

Değerli okurlar,

Bunlar sadece çölde kum tanesi sayılabilecek örnekler. İsteyene yüzlerce, binlerce, yüz binlerce ve daha fazla örnekleri çoğaltabilirim. ALTINI ÇİZEREK TEKRAR YAZIYORUM. BURADA VERİLEN BİLGİLERİN IRKÇILIKLA İLGİSİ YOK. BİLİMSEL BİLGİLERDİR..  Gördüğünüz gibi ağır suç işleyenlerin %95 gibi ezici bölümü bu tür insanlardan oluşuyor.  Suç işleme potansiyelleri yüksek ve örneklerde olduğu gibi suçları bunlar işliyor. Verdiğim örneklerde belirli bir etnik gruba yüklenmedim. Hemen hemen tüm etnik grupların kendi içinde “genetiği bozuk” olanları mevcut. Ancak şu bir gerçek ki dünya nüfusunun daha çok hızla arttığı güney doğu Asya, Mezopotamya ( Irak’ın Kuzeyi, Suriye’nin kuzeyi, İran’ın küçük bir bölümü ) güney Amerika, bazı 3.dünya ülkeleri bu genetik yetersizlik durumu yoğun olan yerlerden. Bunun nedeni de, yüzyıllarca korkunç biçimde sömürülen, ucuz iş gücü sağlanan, eğitimsiz kalan bu bölge ve ülkelerin halklarının yetersiz beslenme ve genetik zehirlenme sonucu bu gibi tiplerin çok feci bir mutasyona uğramalarından dolayıdır.

Şimdi burada da bir yanlış anlaşılma olabileceğinden, olumsuz düşüneceklerin, düşüncelerini okuyup şimdiden bildiğimden cevap veriyorum : Muhtemel soru —-Bir Hintli veya Madagaskarlıyı kafanıza göre hoşunuza gidecek başka bir ırka mı dönüştüreceksiniz ? Cevap: Hayır. İlgi ve alakası yok. Bu insanları aşağılamak ve doğaya müdahale anlamına gelir. Her topluluğun kendine göre bir orjinalitesi var. Herkes, herkes gibi kalacak. Sadece kontrollü bir şekilde nüfus azaldığından ve rehabilite edildiğinden dolayı, buna bağlı olarak düşünce kapasitesi artan insan, var olan eşitsizlikleri ve derin sömürüyü, mevcut durumundan daha iyi anlayabileceği için toplumcu bir dünya adına zaten “gereğini” yapacaktır. Nüfusun kontrollü azalması ona bu yolda hız ve artı güç verecektir. O kadar..Tekrar ediyorum: Nüfusun azaltılması tek başına bir amaç değildir..

BU SORUNUN İLK ÖNCE ÇÖZÜM YOLU ÇOK ACİL OLARAK BU İNSANLARIN NÜFUSLARININ DURDURULMASI, GÖNÜLLÜ YADA ZORLA BİR KISIRLAŞTIRILMA PROGRAMININ UYGULANMASI GEREKİR. ( TECAVÜZ VE TOPLU KATLİAM GİBİ SUÇLARI İŞLEYENLER FİZİKİ OLARAK İMHA EDİLDİĞİ GİBİ O SOYDA OLAN TÜM AİLENİN KISIRLAŞTIRILMASI VE YAŞAM BOYU İZLENMESİ GEREKMEKTEDİR )

DÜNYA ÜZERİNDEKİ EŞİTSİZLİKLER, GELİR ADALETSİZLİĞİ DÜNDEN, BU GÜNE HEMEN SONA ERMEYECEĞİNE GÖRE, İLK ÖNCE YAPILMASI GEREKEN BU İNSANLARIN NÜFUSLARININ DURDURULMASI, KONTROL ALTINA ALINMASI, ONDAN SONRA YAVAŞ YAVAŞ BUNA BAĞLI OLARAK YAŞAM KALİTELERİNİN YÜKSELTİLMESİ GEREKMEKTEDİR. BÖYLECE GENLERİ DE YAVAŞ YAVAŞ DÜZELECEKTİR.

DÜŞÜNEBİLİYOR MUSUNUZ ? DÜNYADA BU ÖRNEKLERE BENZER MİLYONLARCA İNSAN VAR VE SİZ BUNLARDAN “DEVRİM” FALAN YAPMALARINI BEKLİYORSANIZ ÇOK BÜYÜK HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRARSINIZ. BU İNSANLARIN ÇOĞU YARI AÇ, YARI TOK VAZİYETTE BİLE UÇKURLARINI DÜŞÜNÜRLER . AĞIR KOŞULLARDA, ÇADIRLARIN İÇİNDE, GÖÇ YOLLARINDA BİLE PİSLİK İÇİNDE ÜRERLER. ÜLKENİZE GELİRLER VE ORTAMA BİRAZ ALIŞTIKLARINDA SİZ ONLARIN İNANDIĞI GİBİ İNANMIYORSANIZ SİZİ KÂFİR FALAN İLAN EDERLER. SÜREKLİ BİRBİRLERİNİN ARASINDA LEŞ GİBİ ÜREYEREK SİZİ ÇEVRELEYİP YOK ETMEYİ FALAN DÜŞÜNÜRLER. ( akp’nin sürekli ARAKAN MÜSLÜMANLARI için yaptığı propagandanın altında gerçekte bu sorunlar yatar. Burma da müslümanlar, İslam dininin uzlaşmaz olan kendi karakteristiğinden kaynaklanan yapısından dolayı “BUDİSTLERLE” anlaşamamışlardır. Çünkü onları kendilerine benzetmek istemişler ve bunun sonucunda çatışmalar başlamıştır )

BAĞNAZLIĞIN, ARKAİK GERİCİLİĞİN, SUÇUN DİP NOKTALARINDA DOLAŞAN YA DA MEYİLLİ OLAN BU İNSANLARIN NÜFUSUNU KONTROL ALTINA ALIP, SONRA BUNLARIN GIDA VE YAŞAM KALİTELERİNİ YÜKSELTİP, BEYİN YAPISINI DEĞİŞTİRMEDEN BU İNSANLARDAN BİR ŞEY BEKLEMENİZ ABESLE İŞTİGALDİR. DAHA DOĞRUSU MEVCUT DURUM HER ŞEYİ BİRAZ DAHA GECİKTİRECEKTİR.

AŞAĞIDA Kİ BANGLADEŞ VE HİNDİSTAN TREN İSTASYONLARINA BİR BAKINIZ…

EasyCapt8888ure1_Fotor_Collage.jpg

Gördüğünüz güney doğu Asyalı bu insanların önemli bir çoğunluğu müslümandır ve yüzyıllardır bu insanlar hızla ürediler. Yüzyıllardır da batılılar tarafından hala sömürülüyorlar. Durumlarında yüzyıllardır bir ilerleme yok. Pislik ve çöp dağları içinde yaşıyorlar. Bilim yok, akıl yok, gericilik ve yobazlık var. Üstüne hızla üreyen ve gittikçe genetiği bozulan bir nüfus var.

S O N U Ç

Nüfus kontrolü ve genetik düzeltme çalışmaları bir “FAŞİZM” ya da doğaya müdahale değildir. Aksine aşırı sömürü ve yetersiz beslenen insanların “Rehabilite” edilmesidir. Bu çalışmalar Toplumculuğa ( Sosyalizme ) ve dolayısıyla daha iyi bir dünya idealleri ile çelişmez. Biz Toplumculuğu ( Sosyalizmi ) bir iktisat bilimi olarak ele aldığımızdan ve “Genetik bilimi” de bir bilim dalı olduğundan, dolayısıyla “bilim” dalı olarak kabul edilen sahaların birbiriyle çelişmeyeceğini, birbiriyle uyumlu hale geleceğini düşünmekteyiz..Anlattıklarımdan kesinlikle  Hitlervari ya da başka bir çeşit “NASYONEL SOSYALİZM” yada sanki yeni bir ideoloji üretme düşüncesi “kesinlikle anlaşılmamalıdır” Ayrıca GENETİK REHABİLİTASYON VE NÜFUS KONTROLÜ BİR “AMAÇ” DEĞİL “TOPLUMCULUĞA” GİDEN YOLDA, ONU SADECE HIZLANDIRIP, DESTEK OLAN BİR “ARAÇTIR”. YOKSA YAŞANAN EMPERYALİST KAPİTALİZM ÇELİŞKİLERİ SONA ERMEDİKTEN SONRA DÜNYA NÜFUSUNUN 7 MİLYARDAN 1 MİLYAR’A İNMESİNİN  HİÇ BİR ANLAMI YOKTUR..SÖMÜRÜ DÜZENİ DEVAM ETTİKTEN SONRA 7 MİLYARDAN 1 MİLYARA İNEN NÜFUSUN İÇİNDEDE SÖMÜRÜLMEYE DEVAM EDERSİNİZ. BENİM ANLATMAK İSTEDİĞİM ANA KONU “EĞER ANLAŞILDIYSAM” ÇOK BAŞKA BİR ŞEYDİR.

Dipçe: Doğru olup, olmadığı net bilinmez ama dolaşan bir söylentiye göre; İlluminati, büyük şirketler, emperyalist güçler…Adını ne koyarsanız koyun. Bu sömürücülerin amaçları çok kısa sürede Dünya nüfusunu 7 milyardan 1 – 2 milyara indirilmesidir. Bunu nasıl sağlayabilirler ? Büyük savaşlar, iç karışıklıklar, kıtlık, salgın hastalıklar ve sefalet ile… Bunlar insanlık düşmanı olan alçakça düşüncelerdir. Bunu ayrıca belirtmek isteriz. Herhalde anlatmak istediklerimle, yapılmak istenen bu felaket planlarının arasında ki derin anlam ayrımını yapabildiğinizi düşünmek isterim.. Önce bu nüfusun bu şekilde artmasına göz yumdular. Artmaması için hiç bir çalışma yapmadılar. Şimdi tam tersine insanları “imha” ederek azaltmayı düşünüyorlar. Acaba bir şeyler anlatabildim mi ?

Bu arada Birleşmiş Milletlerin ve benzeri kurumların bu konularda gözle görülür ve gerçek anlamda bir çalışma yapmadığını rahatlıkla söyleyebilir ve iddia edebilirim. Bu gün BM, NATO ve diğer kurumlar bir kaç sömürücü ülkenin ve onların arka planındaki dev şirketlerin kontrolü altındadır. Bu insanların sürekli böyle cehalet içinde kalması, sürekli üremesi, savaş meydanlarında birbirlerini vahşice öldürmeleri, bir bölümünün suça meyilli hale gelmesi ( IŞID v.s. gibi ) işlerine gelmektedir. Ancak aşırı üreme ve bunların bir bölümünün suça meyilli hale gelmesi sonucu Dünya gezegeninin ekosistemine geri dönülmez zararlar vermektedir.

İşte bu gün TÜRKİYE’nin getirilmek istendiği nokta budur. Eğitilmeden sürekli üreyen zombileşmiş bir toplum yaratılmak istenmektedir. Karşılıklı ordularla bir çatışmayı maliyetli gören sömürücü ülkelerin yeni yöntemi budur. Bu kötücül çalışmalarında da önemli bir mesafe katettiler.

Daha iyi bir ülke ve daha iyi bir Dünya umudu ile…Başka bir Dünya mümkün mü ? Evet mümkün !!!

Kubilay Devrim

 

 

 

 

 

 

 

 

Türk Devrimi ve Türkiye Burjuvazisinde Servetlerin El Değiştirmesi – 2

eskiyeniisadamı

Değerli okurlar

Bu günlere gelişimiz sadece gerici ve iş birlikçi bir partinin on altı yıl küsür süren iktidarından ibaret olan bir süreç değildir. Bu iktidar, sonuçta bir imparatorluk bakiyesi olan Cumhuriyetimizin ve devletimizin, gerek bulunduğu bölgenin Jeopolitik konumundan, gerekse kendi içinde ki aydınlanma ve devrim sürecinin kesintiye uğramasının sonucunda meydana gelen bir iktidardır. Bu sürece gelişimizi tam anlamıyla öğrenebilmek için en azından bir miktar detaylı tarih bilmek ve bu bilmenin sonucunca tarihi süreci beynimizde bir kronolojik süreçten ve süzgeçten geçirmemiz gerekmektedir.

Örneğin en azından Osmanlının son iki yüz yıllık ekonomik durumuna ve o dönemin başkenti İstanbul da ki galata bankerlerine ve yine örnek vermek gerekirse bir sefarad Yahudisi olan Kamondo ailesine, Sebetaycı Yahudilere, Ermeni ve diğer etnik mensubiyete sahip tüccarların Osmanlının son iki yüz yılı ve sonrasında Cumhuriyet Türkiyesin de ki tarihsel rollerini “tarafsızca” bir kuyumcu hassasiyetiyle bilmeniz gerekmektedir. Tırnak içinde özellikle tarafsız dedim, zira belirtmiş olduğum etnik mensubiyete sahip tüccar, tefeci ve bankacıların faaliyetlerini araştırırken duygusal komplo teorileri, duygusal ve tarihi düşmanlıklardan çok, bilimsel bir sebep-sonuç ilişkisi içerisinde ve diyalektik bir akılla araştırmalarımızı yapmamız ve öğrenmemiz gerekir. Konu aşırı detay içerdiği için olabildiğince bir “özetin özeti” şeklinde anlatmaya çalışacağım..

Dipçe: Söylemlerimden, üst fotografta ki burjuvaziyi “olumladığım” ya da “ululadığım” anlamına gelmez. Burada anlatmak istediğim “Sömürücü Burjuvazinin” en azından kendi mantığı içinde belli kural ve kaidelerle çalışırken, bu durumun çok daha kalitesiz, liyakatsiz, geri ve feci bir duruma evrilip, burjuvazinin neredeyse tamamen el değiştirip, gerici bir iktidarın eline geçmesidir anlatmak istediğim.

Bu bağlamda fotograftaki kişileri örnek olarak seçtim. Örnekler değişebilir yada çeşitlenebilir. Üstteki iki kişi “Eski Türkiye’nin” eski iki iş adamı. Kısaca niteliklerine değinelim; Cem Uzan : Ana dili seviyesinde 3 dil biliyor. Amerikada “Pepperdine” üniversitesi mezunu. Halil Bezmen: 4 dili ana dili seviyesinde, 2 dili çok iyi derecede biliyor. İsviçre Zürih üniversitesinde makina mühendisliği okumuş. Bu niteliklerinin yanında, bu ve benzer iş adamlarının yanında istihdam ettiği insanlar, belli bir siyasi, dini ve politik niteliklerine göre değil, sadece liyakate ve “Türkiye Cumhuriyeti” vatandaşı insanlar olarak istihdam edilmiştir.

Gelelim fotografta ki diğer iki tazmanya canavarına. İş adamı diyemiyorum, zira iş adamından başka her şeye benziyorlar. Ne bileyim labarotuarda üretilmiş gibiler. Mehmet Cengiz : Bu adamın ismini “google” yazdığınız da karşınıza çıkan biyografileri iki, üç kelime. Tek kelime ingilizce bilmiyor. Biyografisinde hangi okuldan mezun olduğuda yazmıyor. Lakabı: “Milletin a….na koyan adam”…Böyle bir küfür etmişti. Son aldığı ihalede imam hatip yaptırmıştı. Diğer Ethem Sancak’ta aşağı yukarı öyle. Bu kişide; önce “Tayyip Erdoğana aşığım, bu ilahi bir aşk falan dedi… Beyler, Bayanlar…Işte “Yeni Türkiye’nin Yeni iş adamları”… 2001 de akp iktidara gelinciye kadar dişlerini geçirebildikleri “nitelikli burjuvaziyi” çökertip yerine kendi burjuvazilerini devreye soktular. Özdemir Sabancı, Üzeyir Garih, Kuddusi Okkır gibi bazı iş adamlarını resmen peş peşe çeşitli tarihlerde öldürdüler, diğer bir bölümünü iflas ettirdiler yada sermayeleriyle beraber kaçmalarına neden oldular. ( Şimdi Türkiye’de tüm sektörler alt fotograftaki M.Cengiz ve E.Sancak benzeri 20, 25 kişinin elinde. Bunlar son derece niteliksiz, dünya dili olan Ingilizceyi derdini anlatacak derecede bile bilmeyen, çoğu zaman kravatsız, kirli sakal, pespaye, yengeç yürüyüşlü, on kilo göbekli, küfürbaz, mafyatik, vizyonsuz karaktarler. Eski iş adamları burjuvazi olsa da işini çok iyi bilen, karizmatik, birden fazla dil bilen ve en azından çalışanlarıyla belli bir diyaloğu olan görgülü ve köklü ailelerden geliyorlardı. Bu tip burjuvanın önemli bir bölümü bitirildi.

İşte, 2001 akp iktidar sürecine gelirken aynı iş adamları gibi bir çok aydın ve yazar peş peşe çeşitli tarihlerde öldürüldüler. Bunlar bir tesadüf olabilir mi? Bu nedenle soğuk savaşın sona erdiği 1990 dan akp’nin iktidara geldiği 2001 sürecine kadar olan 11 yılda olan hiç bir detayı atlamamak, bu yıllarda meydana gelen yazar, iş adamı cinayetleri ve diğer siyasi, toplumsal ve ekonomik çalkantıları incelemek ve doğru bir şekilde yorumlamak, analiz etmek gerekir..

Bizim düşüncemize göre;

Yedi ışıklı ampül kabalist simgeli Akp iktidarı, on yıllar öncesinden dizayn edildi ve hazırlandı. Nasıl mı? neye mi dayandırıyoruz ? Eğer Erzurum da bir terzihanede cia-gladyo tarafından Fettullah Gülen tespit edilip, yetiştirildiyse ( artık bunu herkes biliyor ve kabul ediyor ) işte aynı güç akp’yi de iktidara getirmiştir…

KUBİLAY DEVRİM