İNSANLIK NEREYE GİDİYOR ?

 

crowd-3127293_640_Fotor_Collage

Değerli okurlar..

İnsanlık, geldiğimiz bu noktada artık bir aşamaya, bir eşiğe geldi. Ama bu daha fazla yol alamayacağı bir eşik. Nedir bu eşik ?

Sanırım hepimizin ortalama bildiği bir dünya tarihi var. Kısa bir özet geçelim ; aşağı, yukarı bundan yüz bin yıl önce modern insan diye tanımladığımız “Homo Sapiens” doğu Afrika bölgesinden, Dünya’nın her tarafına yayıldı. İlk insanlar göçebe ve ilkel topluluklar halinde yaşadıklarından, bunlara “ilkel komünal” ( dayanışması ve ortaklığı çok güçlü topluluklar ) olarak tanımlandı. Daha sonra özellikle Mezopotamya bölgesine yerleşen, tarımı öğrenen ve Dünya da ilk tarım topluluklarını oluşturan insanlar aynı zamanda ilk yerleşik toplulukları da oluşturdular. Bu insanlar, göçebe dediğimiz ilkel komünal topluluklardan farklı olarak tahıl biriktirmeyi öğrendiler. Bu durum, insanların daha fazla kendine zaman ayırabileceği boş vakitlere, düşünmesine neden oldu. Böylece insanlar arasında ilk hiyerarşik düzenler gelişerek,  ilk yerleşik şehir krallıkları, dere beylikler kuruldu.  Böylece ilkel komünal göçebe topluluklar azalarak, yerini yerleşik hayata bıraktı. Bu geçiş dönemi dinsel inanç ve mitolojik öykülerinde değişmesine neden oldu.  Daha önce ilkel komünal/göçebe topluluklar halinde yaşayan insanların çoğunluğu “ana erkil Pagan” inançları benimserken, özellikle Mezopotamya coğrafyasında yerleşik hayata geçtikten sonra bu inançlar yerini, üç büyük dinin “ata erkil tek Tanrıcı” inançlarına bıraktı ve ilkel çağların sonuna doğru “köleci” dönem başladı. Daha sonra bu köleci dönem yerini “feodal dere beyliklere ve krallıklara” bıraktı. Bundan sonra başlayan orta çağ ve orta çağın sonunda, Avrupa da buhar makinelerinin geliştirilmesi, kilise ile birlikte hareket eden feodal dere beyliklerin ve krallıkların sanayi devrimi ile birlikte yıkılması sonucu Dünya üzerinde ilk burjuva devriminin oluşması ve bundan sonrada “emperyalist kapitalist” çağın başlaması ile bu gün halen devam eden “KAPİTALİST” çağ başlamış oldu.. Kısacası  Dünya tarihi ve bu tarihin içinde ki insanlığın serüveni düşe, kalka devam etmekte.. Ancak insanlığın bu serüveninde, insanlar canlılar dünyasında besin zincirinin en tepesinde olduğu için, insanların nüfusu ve teknoloji geliştikçe aynı oranda ekolojik sistemin diğer canlıları olan bitki ve hayvanların bazı türleri geri dönülmez bir şekilde yok oldu ve olmaya devam ediyor. Bu çok kötü bir durum. İnsan, hayvan ve bitkiler gibi eko sistemin dişlilerinden biri olduğunu unuttu ve böylece tüm gezegen çapında, dolayısıyla kendisi için bir felaket ortamını hazırladı.

İnsanlık bu güne gelene kadar çok büyük acılar çekti ve çekmeye devam ediyor. İnsanlık ve insanlığın ileri gelenleri, çekilen bu ızdırapların dinmesi için bin yıllar boyunca çeşitli felsefi disiplinler, dini ve politik bakış açıları geliştirdiler. Bu dini, felsefi ve politik görüşlerin her birini incelediğinizde, her ne kadar birbirinden farklı ekol ve disiplinler içerse de, çoğunlukla tüm insanlık için iyi bir şeyler öğütlediğini v.s. görürsünüz. Ancak nedense bunların hiç birisi insanlığın ne dünkü, ne bu günkü sorunlarını çözemediğini açık bir şekilde görmekteyiz. Yine ne tuhaftır ki bu dini, felsefi ve politik görüşlerin her birisi “kendi disiplin ve ekolleri” nin “doğru” uygulanmadığı için insanlığın iflah olmadığını açık ya da kapalı bir biçimde yoğun olarak deklare etmektedir. Peki , gerçek, hakikat nedir ? insanlığın ve dolayısıyla gezegenimizin kurtuluşu tek bir “hakikate” mi bağlı ? tek bir disipline mi bağlı ? İşte bu gün insanlık yapay zekâların tartışıldığı, bu teknolojik ilerleme çağında bile halen bu sorulara yanıt aramaktadır.

Son olarak bu konuda bireysel görüşümü sizlerle paylaşmak isterim.

İnsanlık tarihinin ilk felsefecileri, ilk bilim insanlarından ve insan onurunu ayaklar altına alınmaktan kurtarma yolunda kendini fedâ edenler ( Spartaküs gibi..) ve tarihin süzgecinden geçip, insanlığın ortak yararı için bir şeyler yapmaya çalışan her birey ve topluluk benim için kutsaldır. Önlerinde saygıyla eğilirim. Ancak bunlar arasında bir ayrım yapıp “benim için yegâne ve biricik doğru” budur demeden, saf akıl ve felsefe ile “biricik doğruyu” değil ama “doğruları” aramaya devam edeceğim. Düşüncelerimi yansıtan önemli bir insanın cümlesi ile yazımı bitiriyorum..

Yeter ki kendinize öncelikle bilimsel yöntemi önder olarak alın; her şeyi önce aklınızın süzgecinden geçirin ve bilgelikle değerlendirin. Bir söze, bunu söyleyen kişi bir başka bakımdan bilgili ve saygın oldugu için hemen inanıp kapılmayın. Yeter ki hiç bir şeyin kesin ve son, tam ve yetkin olduğunu sanmayın; her bilginin içeriğinde bir yanılgı payı bulunabileceğini, gerçeğin görünenden başka türlü de olabileceğini bilin. Yeter ki başkalarının düşüncelerine tutsak olmayıp, kendi düşüncelerinizin özgürlüğünü sağlayın. Özgür düşüncenizi koruyun ve evrimsel doğrultuda gelişim gösterme çabasından geri kalmayın..

Murat Özgen Ayfer

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s