TAHAKKÜM VE İNSAN

13b6d749792797.58bed7eeaa6af.jpg

Değerli okurlar,

Bu gün hem genel, hem de bireysel anlamda; çocukluğumdan bu yana, tabir yerindeyse aklım erdiğimden beri gördüklerim, yaşadıklarım, olay, oluş ve insanlar hakkında yazmaya karar verdim. İçimden böyle geldi.

İnsanlık ilk tarım devrimi ve buna bağlı olarak ilk hiyerarşik yapıların ortaya çıkmasından beri mutsuz ve huzursuz. İnsanlık tarihini araştırdığımda bunu görüyorum, bunu anlıyorum. Özellikle tarım devrimi ve yerleşik yaşama geçtikten sonra ortaya çıkan, aslında hepside Sümer kökenli ve birbirinin devamı olan ata erkil tek Tanrılı dinlerden sonra insan toplulukları arasında ki sorunların daha da kronikleştiğini görmekteyiz. Üstelik bu dinler, sadece birbirine yabancı uzak kavimler arasında değil, bizzat yaşandığı bölgelerde de sorunlara yol açmıştır. Yerleşik yaşama geçildiğinde topraklar sahiplenilmiş, tahıl ambarları oluşmuş ve böylece göçebe/kömünal yaşamdan, bireyci yaşama geçilmiş, ilk şehir krallıkları(devletleri) ve derebeylikleri oluşmuş, ancak bu oluşum sürecinde ortaya çıkan tek Tanrılı dinler , bir rahip/din sınıfının oluşmasına ve onlarında üstünde kral ve yönetici sınıfın, alt sınıfı yönetmesinde kullanılmıştır. Dünya tarihini incelediğinizde bu açıktır. Bunu en bariz örneği; Haçlı seferleri görünüşte din adına yapılmıştır. Ancak kaynakları kısıtlı olan Avrupa’nın zengin doğu kaynaklarına ulaşıp yağmalaması ve Müslüman Emevilerin Endülüs’ten atılmaları için yapılmıştır. Bu seferler için papazlar Tanrı adına şehir şehir, köy köy dolaşarak güya kutsal bir amaç için asker toplamıştır. Papazlar asker toplarken; “Anadolu ve orta doğuya giderek kıtır kıtır insan doğrayıp, bölgelerin kaynaklarını yağmalayacağız” dememiş ancak bu niyeti çok kutsal Tanrısal bir makyajla örtmüşlerdir. Bunun tam tersi bu kez Müslüman Araplar kutsal cihad bahanesi ile Türklerin otokton bölgesi olan Maveraünnehir bölgesine saldırarak bazı kentleri yağmalamışlardır. Üçüncü din olan Musevilik ve Yahudiler, yüz yıllarca her iki dinin ve taraftarlarının hışmına uğramış, dünyanın her tarafında bu iki din taraftarlarınca katliamlara uğratılmıştır. Bu kez Yahudiler son yüz yılda belki de bu katliam ve baskılarında etkisi ile kimi zaman savaşarak, kimi zaman kendilerini bilim ve ticarette geliştirerek baskın bir duruma gelmişlerdir.

Orta çağın tüm bu vahşetinden sonra İnsanlık bu kez, krallıklar ve derebeyliklerden sonra sanayi devrimi ile uluslaşma sürecine girmiş, dogmatikliğin dışına bir miktar çıkmıştır. Bu insanlık adına olumlu bir gelişme olmakla beraber, insanlar arasında maddi sınıflaşma çığ gibi büyümüştür. Bunun sonucunda Rus çarlığı yıkılmış, tüm Dünyayı derinden etkileyen 1917 Sovyet Sosyalist devrimi meydana gelmiş, bunu 1949 da Çin devrimi izlemiş, böylece Dünya 1990 lara kadar devam eden, iki kutuplu bir sürece girmiştir. Bu sürecin tek olumlu yanı insanlık şimdilik yaşadığı iki büyük Dünya savaşına benzer bir üçüncü dünya savaşına “şimdilik” sürüklenmemiştir. Ancak bu süreçten sonra her ne kadar top yekün bir dünya savaşı olmasa bile başta orta doğu olmak üzere dünya’nın hemen hemen her tarafında bireysel terör ve iç çatışmalar dönemi başlamıştır.

İnsanlık ortaya çıktığından beri yaklaşık beş bine yakın din ve bunlardan hariç çeşitli ideolojiler ortaya çıkmıştır. Ancak sonuç itibariyle hiç biri her geçen gün tahrip edilen gezegeni kurtaramamış ve insanlığın acılarına bir son verememiştir. İnsanlık büyük acılar içindedir. Ama bu sadece kıtlık ve yaşam mücadelesi değil, felsefi anlamda da bu gezegende var oluş nedenini tam olarak bilememektedir. Galiba insanların bir dini, öğretiyi ya da bir ideolojiyi öğrenmesinden ve savunmasından önce sadece “insan” olduğunu, sonra kendini gerçek anlamda tanımasını, yüzleşmesini, en sonunda doğanın sırlarını keşfetmesi ve tanıması gerekiyor. Bu nasıl olacak ?

Gerçekten orasını ben de bilmiyorum.. “Kendini bilmek” iki kelime. Bu çok kolay gibi. Ama değil. Dünyayı, bunları bilmeyenler ya da çok bildiğini iddia edenlerin yönetmesi yüzünden mutsuzuz ne yazık ki..

Genel ve bireysel anlamda insanların mutsuzluklarının kaynağı ;

* Birbirlerini anlama üzerine değil, birbirlerine “tahakküm” kurmaya çalışmaları..

* Birinin , istediğiniz gibi biri olmaması onu kabahatli yapar mı? ( Bu soruyu kendimize sormamız gerekir )

* Sizin imgelediğiniz bir düşünce ya da yaşam şekli başka birisi için makbul olmayabilir. O başka biri sizin gibi düşünmeyebilir. Sizin doğrularınız başkası ya da başkaları için doğru olmayabilir. O halde sizin gibi düşünmeyen her kişi kötü müdür ? ya da siz onun gibi düşünmediğiniz için çok mu iyisiniz ? bu soruyu da kendimize sormamız gerekir..

* Eğer insanlara güvenmez, beyanlarını doğru kabul etmez, duygularını umursamaz, ne dediklerini duymaz ve bunların yerine onun adına kendi duygularınızı ve düşüncelerinizi koyarsanız, onun davranışlarını kendinizce yorumlamaya kalkar ve bir sonuç çıkarırsanız yaşayacağınız ve karşılaşacağınız her şey kendi senaryonuz olacaktır.

* İnsanların içinde kopan fırtınaları, çektikleri çileleri ve yaşadıkları safhaları bilmeden, kişilerin davranış ve yaşam şekillerini kendinize göre yorumlayarak onlar hakkında “tam ve kesin” hükümlere varırsanız sadece karşınızda ki kişiyi değil kendinizi de mutsuz edersiniz..

Sonuca ve asıl söylemek istediklerime gelirsek;

Toplum ve birey önce kendini ve doğayı tanıyıp, sadece “iyi insan” olmayı hedeflediğinde gerisi doğaçlama olarak gelecektir. Merdivenin ilk basamakları bunlar. Merdivenin basamakları atlanmamalı..

Timur Türker

TAHAKKÜM VE İNSAN” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s