TÜRKİYE DE MUHAFAZAKÂRLIK, CEHALET VE GERİCİLİĞİN MUHAFAZASIDIR -2

Değerli dostlar…

Söz konusu başlıkla bu konuda 2.yazı dizimize başladık. Konu çok geniş kapsamlı. Öyle ki karşı devrimin başlangı saydığımız 1946/1950’lilerden bu güne kadar olan dönem çok önemlidir ve çok iyi irdelenmelidir. ( Dipçe: Size bu konuda Prof.Dr.Çetin Yetkin’in “Karşı Devrim” kitabını önemle tavsiye ederim )

Muhafazârlık/Dindarlık ve bununla sentezlenen milliyetçiliğin bu ülkeye hiç bir getirisi olmadığı gibi, bu ülkeyi Dünya ortalmasında en az 50 yıl geriden gitmesine neden olan bir gericilik abidesi haline getirmiştir. Türkiye de muhafazakârlık/dindarlık cia’nin ve bilimum karanlık, insanlık düşmanı istihbarat örgütlerinin en sevdiği malzeme olmuştur. Bir muhafazakâr/dindar asla yurtsever ve vatansever olamadığı gibi, insanlık adına bir şeyde geliştiremez. Geliştirdiği ve yapabildiği tek şey, o anda dünya çapında hangi ülke güçlüyse ( Amerika/İngiltere gibi..) onun köpekliğini ve kiralık katilliğini yapar. Kendi halkına ve kardeşine katliam geliştirir, baskı kurar, hayatı cehenneme çevirir. İnsan topluluklarını birbirine düşürür. Kadını köle ve meta olarak kullanır. Muhafazakâr/dindar tam anlamıyla budur. Kapitalizmin ve vandalizmin yılmaz bekçi köpeğidir o. Ve muhufazakâr/dindar yaşamı ve yaşatmayı sevmez. Nekrofilisttir. Yani ölü sevicidir. İnsanların ölümlerinden zevk alır. Yaşatmaz, öldürür. İnsanlari köküne kadar sömürüp, bundan şikayet etmemeleri gerektiği bilgisini dini bir bir kılıfla aşılayarak, soyut bir dünyada cennet vaadi ile “şükretmesini” tembihler. Bireyi ve toplumu, karşılaştığı adaletsizlik ve sömürü ortamını değiştirmek yerine, tüm bu onursuz ve alçak ortamı olduğu gibi kabullenmesini ister. Muhafazakâr/Dindarlığın ideolojisi ve doktrini “Yaşayan Zombi Toplumu” oluşturmaktır. Türkiye de muhafazâkarlık 1950’lerden bu yana çeşitli mutasyon ve evrimini tamamlayarak korkunç bir vampire dönüşmüş, Türkiye de halkın önemli bir bölümünü yaşayan zombiye dönüştürerek ideolojik yapılanmasını tamamlamıştır. Ancak bu zombi topluluk ve ileri gelenleri onları tasarlayanların kontrolünden çıkmış, freni patlamış, yokuş aşağı nereye çarpıp duracağı belli olmayan bir kamyon gibidir…

Şimdi şöyle bir düşünün; 2.Dünya savaşına girmemiş bir Türkiye ve 2.Dünya savaşında neredeyse haritadan silinme noktasına gelmiş bir Almanya ve 2 şehrine atom bombası atılarak yüz binlerce vatandaşını yitiren, belki yarım asır nükleer zehirlenme yaşayan Japonyayı düşünün. Bunlar sadece 2 örnek ülke. Bu ülkeler yaşadıkları maddi ve manevi korkunç yıkımlara rağmen bu gün geldikleri noktada Türkiye’den teknoloji ve ekonomik olarak ezici olarak üstün konumdalar. O halde burada durup, düşünmek gerekmez mi ?

Yaşanan her olumsuzluğu “dış güçlere” bağlamak, aslında muhafazakâr/dindarların, gelişen ve değişen dünyaya ayak uyduramayıp tüm hatlarıyla çöktüklerini, gerici ve kokuşmuş ideolojileriyle “kokuşmuş bir zombi” toplumu meydana getirdiklerinin ispatıdır aslında.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s