Toprak İşgalinden, Bilinç İşgal ve Tecavüzüne Yeni Savaşlar…

Sevgili Okurlar..Maalesef yaşadığımız bu çağın patlamak üzere sıkışmış bunalımlarının önemli bir bölümü, bir alt, üst oluş ve yeni bir bin yılın, yeni bir çağın gelişinin sancılarından kaynaklanmaktadır.

İnsanlığın kültürel ve bilişsel gelişimi tarım devrimi ile yaklaşık on, on bir bin yıl önce aynı dönemde, farklı yerlerde birbirinden etkilenmeden başladı. İnsanlar bu dönemde ürettikleri tahılı ambarlarda biriktirmeyi, dolayısıyla bu birikimi yabani hayvanlardan ve başka insan gruplarından korumayı öğrendiler. Yine bu dönemde insanlar, avcı toplayıcı dönemden daha fazla yiyecek üretme, saklama ve barınma imkânına sahip oldular ve bu durum insanların bol bol zaman kazanmasına ve çok başka soyut, ruhsal( bilinç) psikolojik ihtiyaçlara yönelmesine ve kurgulamasına neden oldu. Bu dönem belli bir arazide ki toprağa sahip çıkma, araziyi çit ile çevirme, o arazide ekme, biçme işlerini yapacak köleleri çalıştırma dönemiydi. Avcı/ Toplayıcı/Göçebe dönemden,  Tarım devrimi ile ilk Toprağa sahip olma ve biriktirme, depolama güdüleri bu dönemde ortaya çıktı..

İşte dinler, mitolojiler de daha çok bu dönemde oluştu.

Kısacası insanlığın olumlu anlamda bilişsel ve kültürel gelişimi tarım devrimi ile başladı ancak ve belki de daha olumsuz anlamda ekolojik yıkımın temelleri de bu dönemde atıldı. Tarım devriminden sonra yavaş yavaş coğrafi keşifler başladı ve örneğin Polinezya, Papua Yeni Gine gibi Dünya’nın nispeten izole ve ücra köşelerine gidildi ve buralarda ki bitki florası, hayvan ve insan popülasyonu dışarıdan gelenler tarafından geri dönüşümü olmayan bir şekilde tahrip edildi.

İnsanın doğaya ve kendi klanından olmayanlara karşı sergilediği tahrip edici ve nobranca davranışları yeni değil binlerce yıl önce başladı. Hatta bırakın binlerce yılı, bu kavga üç büyük dinin kutsal kitaplarına işlendi ( Adem’in büyük oğlu Kabil’in , Habil’i öldürmesi mitosu ) Not : Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’ın “Kur’an, Tevrat ve İncil in Sümer de ki kökeni” ve “Sümer Yazılarına ve Arkeolojik Buluntulara Göre İbrâhim Peygamber”… bu iki kitabı önemle öneriyorum..

İşte tam da burada, diyorum ki ; insanlık bir türlü anlamadığı ya da bir çoğunun anlamak istemediği vahşiliklerine kılıf bulacak bir takım mitolojik öğeler içeren dini gerekçeler mi buldu ?  Kendi bilinç ve egosunu anlamak ve çözmek yerine bunu kendi düşüncesinde yarattığı ve öyle işine geldiği bir Tanrı ve onun buyrukları olduğunu iddia ettiği kutsal metinlerin üstüne mi yıkmak istedi ?

Bu gün artık çok açık biliniyor ki , İslamiyetten çok daha eski bir din olan Zerdüştlüğün kutsal kitabı “Avesta” ile Kur’an arasında büyük benzerlikler var. Bununla ilgili kaynaklar ;

İslam’da Zerdüşt Unsurları

İslamiyetle, Zerdüştlüğün ortak noktaları

Zerdüstten, Kur’an’a

https://www.birgun.net/haber/varsayilan-tanri-ve-kutsal-kitaplar-301049

Konuyla ilgili bu dört kaynak önemlidir. Her birini incelemenizi, okumanızı öneririm..

Yanlış anlaşılmasın. Bura da amacım;   şu ya da bu şekilde milyonlarca insanın  inandığı bir din ya da dinleri basitçe yanlışlamanın ötesinde sorgulamak, düşündürmek ve gerçeğe ulaşma amacını taşımaktadır.

İnsanlığın ateşi bulmasıyla, tekerleği bulması arasında yaklaşık iki yüz bin yıl var. Dolayısıyla bizim yazıp, çizmemizle değilde, eğer insanlık bu dinleri aşıp, bunların asıl çıkış nedenlerine ve arka plan köklerine ulaşacak ise bu sadece erken uyanan azınlık birilerinin değil, çoğunluğun o bilince varmasıyla olur.

Bununla beraber 18.yüz yılın kaba metaryalizmine ve aşırı determinist yaklaşımlarına da karşıyım, hurafelere de.  Bu konuda Türkiye’nin saygın felsefecilerinden Prof.Dr.Ahmet Arslan’ın şu görüşüne yakınım ; “Ben dinsizim ama din düşmanı değilim. O çok başka bir şey. İnsanlık mitolojiler ve dinler sayesinde bu günkü uygarlık düzeyine ulaştı”..

Bir de 20.yüz yılın filozoflarından Krishnamurti’nin bir röportajını okuyalım ; • Krishnamurti İnanç Üzerine

Şimdi “ne ilgisi var” deseniz de,  yazının hepsini okuyabilirseniz, onun tümünün anlam bütününde ancak anlaşılacaktır. Bu bağlamda “Spritüel Satanistlerin”  de üç büyük din hakkında ki görüşleri de şudur ;

“Siz farkına varmadan Tanrı diye enerjinizi pil gibi emen ve bilincinizi kapatan karanlık bir ruha inanıyorsunuz. O ruhun enerjilerinizi emme merkezleri camiler, kiliseler,  havralar, her yıl kurban diye akıttığınız kanlar, uğruna cihad diye yüz yıllardır döktüğünüz insan kanlarıdır. Bize gelince, bizim adımıza aslında bizden olmayan bir kaç küçük grubun münferiden; keçi, kedi gibi hayvanları kesmesi ile iftira atılmakta. Oysa biz ışığa, nur’a inanıyoruz. Yani Baphomet’e, Yani Lucifer’e, Pan’a, İblis’e, Şeytan dediğiniz o muazzam enerji varlığa ( meleğe )”..

Not: Bu alıntıyı yoğun takip edilen Spritüel Satanist bir Instagram sayfasından aldım. Meraklıları için ayrıca ; Satanist Seçkinler.org web sitesi

Kişisel görüşüm ; Soyut kavramlarla Materyal/Somut hayatı yönlendirmeye ve yönetmeye çalışmak, hangi dini inanç olursa olsun, hep bir parça tehlikeli geliyor bana. Zira soyut inançlar istismara ve kullanıma açıktır  her zaman. Ancak burada Spritüel Satanistler; çok ilginç şeyler söylüyor ; “Siz farkına varmadan Tanrı diye enerjinizi pil gibi emen ve bilincinizi kapatan karanlık bir ruha inanıyorsunuz”…  Biraz düşündüğünüzde bu iddianın altı biraz doluyor gibi. Zira işte bu tarım devriminden ve tek Tanrılı ata erkil dinlerin ortaya çıkmasından beri insanlık büyük bir trajedi yaşıyor. Oysa Komünal avcı toplayıcı/Pagan dönemlerde öyle miydi ? Sonra bu tek Tanrılı dinler; niçin bilimin, sanatın ve insan zevkinin önünde takoz gibi dikildiler ?

İşte insanlığın ortaya çıkışında, işin en başında bir problem var. Nedir bu problem ? “İnsan Bilinci” .. Başından beri İnsan bilincinin ve hür düşüncenin hep bir azınlık tarafından zapturapt altına alınması sorunu var. Bu sorunun çözümüne bana göre yüzde yüz olmasa da çok yaklaşan Devrimci Sosyalistler olmuştur. Örneğin “Sosyalizmin Alfabesi” kitabında ne diyor ? “Egemen hakim kapitalist sınıf aynı zamanda düşüncenize ve bilincinize de hâkimdir. Tarih, Felsefe ve Sosyoloji bilimlerini ve hatta dini kendi sınıf çıkarına göre yorumlar ve o doğrultuda  hayatın her alanında ; eğitimde, işte, okulda ve toplumsal ilişkilerde kendini şu ya da bu şekilde dayatır. Bu dayatmalara kimi gönüllü uyar, kimi gönülsüz uymak zorunda bırakılır”

Müthiş açıklamış….Pekiii !! Şimdi haklı olarak sorabilirsiniz !!

Sosyalizm aynı zamanda “proleter diktatörlük” ( işçi diktatörlüğü ) demektir. Öyle ise hür düşünce ve insan aklının özgür bırakılmasını bu sistem engellemez mi ? Bu sistem zamanla hantal bir devlet bürokrasisi, ceberrut bir devlet baskısına dönüşmez mi ? Sovyetler de bunu görmedik mi ? …gibi sorular sorabilirsiniz..

Elbette haklı olduğunuz konular var. Ancak değerli dostlar, lütfen haksızlık etmeyelim. Sosyalizm; insanlığın tekâmül yolunda ortak geliştirdiği siyasi, ekonomik ve felsefi bir sistemin adıdır. Durup, dururken sadece Karl Marx’ın, Engels’,in ya da Lenin’in sıfırdan icad ettiği bir ideoloji değildir. Bir insanlık idealidir Sosyalizm. Onlar sadece bu idelojiyi sistemleştirmiş, diyalektik ve tarihsel materyalizm ile tahkim etmiştir. Ancak söylediğiniz çekince ve şüpheci sorular bende de mevcut olduğundan Sosyalizmle birlikte bende bir miktar Anarko-Sosyalist nitelikler mevcut. ( Özellikle Anarşizm alanında Kropotkin’e yakınım…)

Toprak İşgali ve İnsan Bilincinin İşgali

Buraya kadar şunu anladık ; Toprağa sahip olma ve tahıl biriktirme sonucu ilk şehir devletleri, ilk krallıklar oluştu. Bu aşamadan sonra insan nüfusu daha hızlı bir şekilde artmaya başladı. Devletlerin kendi nüfusları da arttı. O halde ne yapılmalıydı ? Bu nüfus nasıl kontrol edilmeliydi ? İlkel Komünal toplumda herkes eşitti, görevler hemen hemen benzerdi ve tam bir ortak yaşam söz konusuydu. Şimdi ise toprağa sahip olanlar, krallar, derebeyleri, rahipler,  ordu sınıfı ve en altta köleler vardı. Orta doğu ve Mezopotamya da gelişen tek Tanrılı dinler ise tam da bu aşamada gelişti. Önce ki Paganik ve Hermetik öğretiler terk edildi. Çünkü politik kullanıma ve toplumu kontrol etmeye elverişsizdi.  Hem de, örneğin Hypatia döneminde ki İskenderiye kütüphanesi Hıristiyan bağnazlığı yüzünden yakılıp, yıkıldı. Sümer tabletlerinin çoğunluğu ortadan kayboldu ve antik Mısır Hermetik bilgilerin çok azı günümüze ulaşabildi. Sanki birileri Dünya’nın her tarafında aynı dönemlerde insanlığın hafızasını sildi.

İşte bu insanlık, gezegene iki büyük dünya savaşı yaşattı ve bu çok acı trajedilerden sonra ( 1945 ve sonrası ) bazı münferit bölgesel çatışmalar hariç toprak/alan kazanma savaşları bitti ve yerini az gelişmiş ülkelerin içinde vekâlet iç savaşları çıkarma ve bundan daha önemlisi medya, TV ve şimdi günümüzde internet/sosyal medya gücü ile inanılmaz bir bilgi akışı ve bilgi bombardımanı başladı.

Böylece hakim güçlerin pohpohladığı ve empoze edip, reklam ettiği her şey, herkes tarafından muteber sanılmaya başlandı. Dünyada ki en güçlü sanılan tüm devletlerin içi ağaç kurdu gibi içten boşaltıldı ve ele geçirildi. Devletlerin sadece yüzeysel kabuğu kaldı.

İşte yazının en önemli bölümü burada, yazının sonuna doğru başlıyor…

İyi ve bilinci açık insanların en büyük trajedisi ve büyük çilesi bu alt, üst oluş, geçiş döneminde yaşanmaktadır. En büyük sorun ve mücadele sadece sınıflar arası ( zengin/fakir ) değil, bilinci açık ve iyi insanların, bilinci kapalı ve cahil insanlarla maalesef ki bir arada ve aynı havayı solumak zorunda oluşlarından kaynaklanmaktadır. Ve yine maalesef ki bilinci kapalı ve cehalet içinde yüzenlerin dünya gezegeninde ki toplam nüfusu, bilinci açık ve iyilerin nüfusundan çok daha fazladır.

İnsanlar doğarken;  aile, toplum, devlet, klan gibi nitelikleri kendileri seçerek bu dünyaya gelmiyorlar. Evet, Genetik yapınızı değiştiremezsiniz ancak bazı özel çalışmalarla bilinç ( ruh ) dünyanızın tortularını temizleyebilir ve bu temizlemeden sonra tekâmül yolunun merdivenlerini çıkabilirsiniz. Madde/Materyal tek başına, düşünce, tasarım ve kurgu olmadan hiç bir şey ifade etmez. Ancak düşünce, aksiyon ve kurgu maddeyi üretir, şekil verir, yaratır. O halde ilk önce fiziğimizi değil düşüncelerinizi ve bilincimizi değiştirmemiz ve geliştirmemiz gerekir. Düşünce ve bilinç değişir ve gelişirse, bu bedene de olumlu yansır ve böylece, dış beden/iç dünya (bilinç) dengesi kurulacaktır. KOZALAK EKİBİ özellikle bu insan bilincini geliştirme ve değiştirme konularıyla ilgilenmektedir. Yakında bu konuda sadece üyelere çok özel bilgileri derece derece, belirli dozlarda vereceğiz..

Bizi okumaya ve takip etmeye devam ediniz. Umulur ki daha çok faydalı, özel ve gizemli bilgilerle karşınızda olacağız..

En derin saygı ve sevgilerimizle..

Timur Türker





Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s