EKLEKTİK PRAGMATİZM / TÜRKİYE DE TOPLUM PSİKOLOJİSİ

Değerli Dostlar..

Yaşınız özellikle 40’ın üzerine ilerleyince, daha doğrusu bu süreçle birlikte dolu dolu yaşanmışlıklar, tecrübeler üst üste birikince, bu birikimin sonucunda insan ve yaşam üzerine bir takım yorumlar ve betimlemeler yapmaya cür’et edip, işte benim gibi bir takım şeyleri naçizane karalamaya başlıyorsunuz..

Bu pratik yaşanmışlıklar üzerine bir de daha geniş çapta içinde bulunduğunuz toplumu anlamaya ve sorgulamaya çalıştığınız zaman, bu birikim içinizden taşarak anlatıma ve yazıya dökülüyor..

2020 bitiyor ve Türkiye maalesef hala 3.Dünya ülkeleri liginde bir ülke. Toplumun çoğunluğu bölünmüş, empati duygusundan uzak, nobran, ataerkil, ne birey, ne de toplum kendisi ile barışık olmayan bir psikoloji içerisinde. Fakat yaklaşık 10, 15 sene önceki toplumun sosyolojisi ile ilgili yaptığım bazı tespitlerde şimdi bir miktar hatalı tespitler yaptığımı anlıyorum. Önceden toplumun en azından sadece bir kesiminin sorunlu ve tehlikeli olduğunu düşünüyordum. Oysaki toplum yaşayan organizmalar bütünü, beden gibiymiş. Bedenin bir yerde rahatsızlığı varsa, tedavi edilmez ise diğer organları da etkileyecektir. Ayrıca dıştan görülebilen, bilinen rahatsızlığın olduğu organın, aslında diğer başka bir organın görünmeyen bir rahatsızlığından dolayı oraya sirayet ve etki ettiğini bilemeyebiliriz. İşte o yüzden işinin ehli uzman sosyologlar ( Toplum Bilimciler ), felsefeciler ve psikologlar, aslında bireyin ve toplumun etik, ahlak ve bilinç doktorudur. Tamam. Sayısal ve fen bilimleri elbette çok önemlidir. Ancak etik ahlak, bilinç ve empati yoksunu bir toplum nereye doğru gider ? Böyle bir toplum elbette, yinede teknoloji üretebilir, alt yapı geliştirebilir. Örnek ABD, İngiltere v.b. ve bir kaç ülkenin diğer 3.Dünya ülkelerine göre teknolojileri ve alt yapıları çok üstün olabilir. Ancak söz konusu değerlerden uzak, sömürüden elde edilen sermaye ile geliştirilen teknolojik ilerlemeler göreceli ve hormonlu gelişmeler olacaktır. Misal, Einstein’in formüle edip bulduğu kütle-enerji eşdeğerliği ( E = mc2 ) bilgisi daha sonra ABD tarafından atom bombası olarak geliştirilip , Japonya’da yüz binlerce kişinin yaşamını yitirmesine, daha fazlasının sakat kalmasına, uzun yıllar toprağı ve bitkileri olumsuz etkileyecek zehirlenmelere yol açmıştır. Diğer bir örnek ; İngiltere’nin eski sömürgelerinden olan Hindistan’da yerli halka yaptığı akıl almaz katliam ve işkenceler meşhurdur. Aynı şekilde Fransız burjuva devrimi temelde müthiş bir aydınlanma ve sanayi devrimini beraberinde getirerek, orta çağ feodalitesini yıkıp, insanlığın ilerlemesine şüphesiz çok büyük katkıda bulunmuştur. Ancak sonrasında tüm Avrupa da Kapitalizm gelişmiş ve tüm dünyayı bu sistem ele geçirmiştir. Bana göre insanlığın ve gezegenin başına gelmiş, geçmiş en büyük felaket bu sistem : Kapitalist/Neo-Liberal sistemdir. Kapitalizme karşı maalesef ki, 1800’ler de başlayan kaba materyalizm ve aynı dönemde Marx/Engels ile başlayan Sosyalist rüzgâr ve 1917 de ki Sovyet Sosyalist devrimi de, insanlığın vahşiliğine ve elitlere hizmet eden Kapitalizme kesin bir çare olamadı. Sadece Dünya’nın iki kutuplu olarak bölünmesi göreceli olarak insanlığa biraz nefes aldırdı ve 90’lara gelindiğinde bu nefes kesildi. Böylece Kapitalizm gezegen çapında küresel hakimiyetini resmen ilan etmiş oldu ve Türkiye gibi 3.Dünya ülke halkları bu süreçten feci şekilde etkilendiler. İşte Dünya halklarındaki toplumsal çürüme bu evrede başladı.

Konunun detaylı anlaşılması için mecburen kısa bir yakın dünya tarihinden kesit sunduktan sonra ülkemiz özeline dönüyorum.

Gördüğünüz gibi genelde Dünyada, özelde ülkemizde sizden uzak bir yerlerde yaşanan olumsuz, kötücül ve dramatik olaylar doğrudan olmasa bile dolaylı olarak hepimizi etkilemektedir. Sadece bilinci kapalı, empatiden yoksun, farkındalık hissiyatından uzak olanlar, başlarına gelecek olan felaketi ancak son anda, yaşayarak anlayabilmekte ve anladığı anda bu son anlaması olabilmektedir. Bu söylediklerimle örtüşür biçimde, büyük saygı duyduğum değerli bilim insanı Zoolog Prof.Dr.Ali Demirsoy bakın ne diyor ; “Akılcı ve bilimsel yaklaşımlarla gelecekte olabilecek muhtemel olumsuzlukları ön görüp, önlem alan ya da almaya çalışan bireylere biz “insan” diyoruz. Diğer şekilde sadece yaşayarak öğrenenler insan görünümlü olsalar da onlara da “hayvan” diyoruz”…

  • Maalesef toplumumuzun önemli bir bölümü akılcı ve bilimsel yaklaşımlardan uzaklaşmakla birlikte benim bundan daha tehlikeli gördüklerim ; Empati yoksunluğunun toplumun tüm kesimlerine yayılarak, insanların birbirlerini anlamaya çalışmaları yerine, farklılıkların çatışma olarak algılanıp cepheleşmeleri..
  • Birey ve toplum gruplarının hür ve bağımsız bir akılla değilde, birbirlerini sadece din,mezhep,etnik, ekonomik sınıf ve ideolojik farklılıklar üzerinden tasnif ve tarif etmeye çalışıp, kendine göre değer biçmesi ve yine bireyin kendini sadece bu göreceli ve sahte algılarla bilinç altına sürekli ve sistematik pompalanan naylon değerler üzerinden tanımlamalar, tarifler yapmaya mecbur hissetmesi ya da buna hizmet edecek bir iklimin yaratılması..
  • Kapitalist sistem tarafından bireyin ve toplumların bilinç altlarının erozyon’a uğratılması. Yani ; “sadece kendi” olması, “sadece insan” olmasını hissedebilmesi ve farkına varmasının önüne geçilmesi. Bunun için sosyal medya, tv, gazete, siyasetçiler, din adamları v.b. çok çeşitli yoğun asimetrik saldırı ve propagandalarla bilinç altı kirliliği yaratılması.. Bu anlattıklarım sadece tek bir şeye hizmet ediyor ve işaret ediyor : Alt komşular birbirlerini boğazlarken, üst komşuların sevinçten ellerini ovuşturması gibi düşünün. Küresel / Elitist sermaye için sizin etnik, dinsel,mezhepsel ve ideolojik aidiyetleriniz umurlarında bile değil. Tam aksine sizin sanki hür iradenizle seçtiğinizi düşündüğünüz ve bunlar üzerinden ayrıştığınız bir çok düşünceyi onlar üretti ve sizi bir matrix içine hapsettiler. Olan, biten büyük oranda bu..

PEKİ ÇARE NEDİR ? EMPATİ VE EKLEKTİK PRAGMATİZM NEDİR ?

Empati en kısa tanımıyla ;

Empati veya eşduyum, bir başkasının duygularını, içinde bulunduğu durum ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek demektir. Kendi duygularını başka nesnelere yansıtmak anlamında da kullanılır.

wikipedia

Biraz daha açalım ; kendinize tam zıt fikirde olan biri ile ya da kendi cephenizden olumsuz bir eylem/davranış içinde olan birinin o davranışını hemen ve ön yargı ile olumsuzlamaya geçmeden, öncelikle o kişinin size göre hatalı gördüğünüz zıt fikir ya da davranış eylemine niçin ve hangi şartlarda geçtiğini, hangi toplumsal iklim ve ortamlardan etkilenerek o fikir ve davranış eylemlerine niçin gerek duyduğunu düşünüp, kendinizi o kişinin yerine koyup, tam bir adaletli düşünce ve duygu hali ile düşünebiliyorsanız, işte siz empatik ve esnek bir düşünce sisteminde düşünebilme yeteneğine ulaşmışsınız demektir. ( Empati ; kötü amaçlar için kullanıldığında bunun diğer tanımı : “Manipülasyon” dur. Ayrıca “Parapsikolojik Empati” çeşidi vardır..)

EKLEKTİK VE PRAGRAMATİZM NEDİR ? VE NASIL KULLANABİLİRİZ ?

Öncelikle “eklektik” ve “pragmatizmin” kısaca tanımlarını yapalım.

Eklektik ( Eklektizm ); Türk dil kurumuna göre sözlük anlamı, “seçmecilik” demektir. Felsefi bir terimdir ve Yunanca’dan “eklotos” yani seçilmiş kelimesinden türetilmiştir. Eklektizm aynı zamanda sanat ve psikoloji alanlarında da kendine yer bulmuş bir kavramdır.

Eklektizm , farklı felsefe veya sanat sistemlerinden alınan unsurların, bir başka sistem içinde fayda sağlamak için tekrar kullanılması olarak özetlenebilir. Özellikle sanat alanında bu kavram karşımıza çıkmaktadır. Sanattaki farklı üsluplardan değiştirilmiş unsurların yeni bir tasarım ya da düşünce akımı oluşturmak için ele alınmasını ifade eder.

Eklektizm, aynı zamanda psikoloji alanında da şu şekilde kullanılabilir; kişilerin zihin ve davranışlarını incelerken, tek bir psikoloji ekolü yerine, misal ; sadece Freud, sadece Nietzsche ya da sadece Jung v s değil, gerekirse bu yaklaşımların hepsinden bir parça harmanlayarak o andaki probleme göre karma bir psikolojik çözüme gitme de kullanılan yöntemdir.

Yine Eklektizm; farklı felsefe ve öğretilerin bir başka sistem içinde birleştirilmesi de “felsefe de eklektik” yöntemdir.

Kısaca özetin, özetini söylemek gerekirse; din gibi kuralları asla değişmeyen kimi inanç, öğreti yada ideolojileri tamamen yok saymak yerine, bunların içinden o anın, zamanın problemini çözmek için hepsinden yararlanıp, faydalı bir senteze gitmeye çalışmak olarak da özetleyebiliriz.

Pragmatizm : Felsefede, faydacılık, yararcılık, gerçeğe ve pratiğe dönük uygulamacılık anlamında felsefi bir akımdır. Filozof William James tarafından popüler hale getirilmiştir. Pragmatizme göre gerçeklik ve doğruluk insanın bakış açısından, kanaatlerinden, dolayısıyla da eylemlerinden bağımsız değildir..

Düşünceme göre ; dinlerin, öğretilerin, ideolojilerin birbirlerini kıyasıya tümden yanlışlaması ve yok sayması yerine, işte ‘Eklektik ve Pragmatist” bir yaklaşımla büyük ve görülmemiş bir insanlık barışı ve dayanışmasına doğru girmemiz gerekmektedir. Maalesef, özellikle büyük dinlerin “””değişmez, değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dâhi edilemez””” dedikleri kimi ortodoks/katı anlayış ve kavramları esnetmeleri ve değiştirmeleri gerekmektedir. Prensipte büyük dinlerin tamamen yok edilmeye çalışılmasına karşıyım. Bu, yarayı dahada azdırabilir. Bunun yerine büyük bir “din baharı ve revizasyona” gidilmesi gereklidir..

Buna göre ;

Sosyalizm ;

Spartacus’lerden, Karmatiler’e, oradan Babailere ve günümüze kadar Sosyalizm, insanlığın kızıl şafağıdır. İnsanlığın bir ayağa kalkışıdır. İnsanlığın tarihsel diyalektik birikimidir ve çok değerlidir. Her ne kadar Marx ve Engels tarafından sistemlestirilip, tahkim edilse de, insanlığın ortak ideolojik mirasıdır ve yararlanılmalıdır..

Anarşizm/Anarko Sosyalizm;

Her türlü otoritenin, devletleşmenin ve bunların şu ya da bu niyetle getirdiği tahakkümün en sonunda çürümeye yol açacağını savunan Anarşizm düşüncesidir. Bakunin, Durruti, Malatesta ve Kropotkin gibi yaşamlarını insanlık için fedâ etmiş, barikatlar da alev, duman ve kurşun yağmuru altında çalışmış, hem teorik hem militan kişiliklerdir. Bunların içinden özellikle, yüce kişilikli, bilge insan “Kropotkin” i çok severim. Kendilerinin “Karşılıklı Dayanışma” isimli eserini okumanızı önemle öneririm..

Semavi ( İbrahimi Dinler )

Bu konuda çok değerli elit felsefeci Prof.Dr.Ahmet Arslan’ın şu görüşüne yakınım : “Ben dinlere inanmıyorum. Ancak din düşmanı da değilim. O çok başka bir şey. Eğer bu dinler olmasa idi, insanlık bu günkü uygarlık düzeyine gelemezdi”… Bu dinlerle ilgili birinci yakın olduğum görüş..

Bildiğiniz gibi insanlık tarihinin en fazla gelişme gösterdiği dönemlerden biriside “Rönesans Çağıdır”.. Ancak Rönesans’ın , Hermetik gelenekten epeyce etkilendiği bilinmektedir. “Hermetik gelenek ve Rönesans ile olan bağları” çok uzun ve ayrı bir konu olacağından, semavi dinler konusu ile Rönesans ve Hermetizm’i şu şekilde ele almak durumundayım.

Bildiğiniz gibi üç büyük ataerkil semavi dinde, Sümer dini, Zerdüşt ve Mitra gibi dinlerden çok yoğun etkilenmiştir. Hatta bazı söylem ve ibadet şekilleri neredeyse aynı gibidir. Ancak insanlığın inanç birikimi bunlardan da eskidir. Antik çağlar ve öncesindeki Hermetik gelenek ve Paganizm ( Wicca/Wiccan/Cadı ) inanç gelenek ve sistemleri her ne oldu ise neredeyse bir anda oldu denebilecek bir sürede insanlığın hafızasından silinmiş, hemen akabinde bu ataerkil üç büyük din ortaya çıkmıştır. Misal ; Astronom ve Felsefe bilgini ve aynı zamanda Pagan olan Hypatia’nın İskenderiye deki kütüphanesi çok vahşi bir biçimde yakılmış ve yağmalanmış, içinden çok az bilgiler kurtarılabilmiştir. Dünya’da buna benzer bir çok kıymetli bilgiler yok edilmiştir. Bunlar bir tesadüf olabilir mi ?

Dinler konusunda son söyleyeceklerim :

Büyük dinler ve bağlıları, önce Sümer, Zerdüşt köklerini büyük bir olgunlukla kabul etmeli ki bu bir eksiklik değil aksine zenginliktir. Sonra asıl gnostik kökleri olan antik çağlardaki Hermetik/Paganik köklerini ve onların devamından başka bir şey olmadıklarını kabul etmelidirler.

Dindar insanlar; sizlere sesleniyorum : bu söylediklerimizi tüm insanlığın mutluluğu, huzuru ve refahı adına yapmanızın zamanı gelmedi mi ? Sizin saçma ve anlamsız inadınız mı önemli olan, yoksa insanlığın tümünü kapsayan barış, esenlik ve mutluluk mu ?

Köhnemiş ve çürümüş inançlarınızın gerçek gnostik köklerine dönün ve hepiniz barışın. Evrensel kardeşlik ve yükseliş için bunu ya yapacaksınız ya da zamanın acımasız çarkları zaten sizi o noktaya götürecek. Er ya da geç…

Son olarak ;

Yaşlı gezegenimiz artık sizleri taşıyamıyor. Nedir bunlar ? Üzerindeki her şeyi acımasızca sömüren elitleri ve sadece kağıt üzerinde adı “ulus/devlet” kalmış olan, sonuçta elitlere hizmetten başka hiç bir fonksiyonu kalmayan, ama adına hala “devlet” denilen çürümüş oligark/mafya organizasyonlarını bu gezegen kaldıramaz…

Çare ;

Elitlerin kontrolünde yeni bir çağdaş kölelik sistemine evrilecek tek dünya devleti değil , gerçekten iyi ve seçkin, bilge kişilerin ortak yönetiminde bir Dünya Konfederasyonu Birliğine acil gidilmesi gerekmektedir. Bu tek bir dünya devleti değil. Bu Dünya Konfederasyonu yönetimi; hiç bir devlet ya da insan topluluğunun bir diğeri üzerine maddi, manevi ve kültürel baskı ve sömürü uygulayamaz hale getirildiği yeni bir dünya düzeni, yeni bir insanlık projesi. Aynı Zeitgeistlerin bahsettiği “Venüs” projesi gibi ama çok daha ileri düzeyde bir düzen. Buna insanlığın level atlaması gibi bir sistem diyebiliriz. Önümüzdeki günlerde bu dünya konfederasyonu konusuna daha geniş çaplı bir yazı dizisi şeklinde değineceğiz…

Timur Türker

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s